Ben Mert Serdar Özkaş 12. sınıfta okuyan bir sınav öğrencisiyim. Geçmiş yıllarımda çeşitli afişler, yazılar, animasyonlar ve daha nicelerini yaptım. Bu projelerimin sayısı fazla olsa da biraz zayıf ve geliştirmeye açık olduklarını itiraf etmem lazım. Eğitim hayatımın bir buçuk yılını uzaktan eğitim modeliyle alakalı tecrübeler edindim ve bu yazımda da bu tecrübemi aktarmak istiyorum.
Teknoloji her yere olduğu gibi eğitime de el attı, geliştirdi ve bazı şeyleri belki de sonsuza kadar değiştirdi.
Uzaktan eğitim bu şeylerden biri. Özellikle pandemi döneminde yüz yüze eğitim kenara atıldı, uzaktan eğitim modeline geçildi. Şu an yüz yüze eğitime geri dönülmüş olsa da azımsanmayacak bir kesim uzaktan eğitim modelini kullanmaya devam ediyor. İşte ben de size şunu soruyorum: “Yüz yüze eğitimin yerini uzaktan eğitim mi almalı?”. İşte bu metinde bu soruyu bir öğrencinin penceresinden bakarak cevaplayacağım.
İlk olarak uzaktan eğitimden bahsetmek için bu eğitim modelinin tanımını, avantaj ve dezavantajlarını yapmalıyız. Tanımından başlayalım. Uzaktan eğitim öğrencilere okula gitme zorunluluğu olmadan kendi cihazlarından sanal ortamda, sesli ve interaktif olarak derslerin işlendiği bir eğitim modelidir. Tanımını yaptığımıza göre avantajlarına ve dezavantajlarına kendi deneyimi mi aktararak geçelim.
Tanımında yaptığımız gibi uzaktan eğitim de okula gitmenize gerek yok. Odanızdaki bilgisayardan hatta telefon vasıtasıyla yataktan bile dersi dinleyebiliyor, derse katılabiliyoruz. Şahsen bu benim çok işime geliyordu. Altı buçukta yataktan kalkıp yedi buçukta okulda olmaktansa, saat sekizde yataktan kalkıp hemen derse girebiliyordum. Bunun yanında bazen kahvaltımı bile derslerde yiyordum. Nasılsa olsa hoca bizi görmüyor. Bunlar en başta avantaj gibi gelebilir ama birçoğu bana kalırsa dezavantaj. Neden mi? Birincisi bu hocaya saygısızlık. İkincisi bu dersi ciddiye almamızı “odaklanmamızı” engelliyor. Aslında uzaktan eğitimi bu: “Odak”. Şimdi bizim bir günde 6 çevrim içi dersimiz oluyor. İlk iki derse odaklana biliyorum ama diğer derslerde odağımı kaybediyorum. Bunu aynı ay günde dokuz, yüz yüze derse girmiş; hepsinde nerdeyse odağını koruyabilmiş üstüne aynı gün bir de test çözen bir öğrenci söylüyor, ben söylüyorum.
Ekrana 10 dakikalık molalarla 6 saat bakmak hem gözlerimiz için hem de bizim için çok yorucu. Bunun yanında konfor alanımızda (örneğin odamızda) olduğumuz için odağımızı bozabilecek bir sürü başka etken var. Odak problemi dışında uzaktan eğitim bir de okula gitme sebeplerimizden biri olan sosyalleşmeyi de az çok etkiliyor. Son olarak birçok insan her zaman olduğu gibi teknolojiyi kötü niyetle de kullanabilir. Bu uzaktan eğitim için de geçerlidir. Örnek olarak: sanal ortamda yapılan bir testte kopya çekmek, hiç ders dinlemeden sertifika almak …
Peki hiç iyi yönü mü yok? Var, elbette var. Başta “derse istediğiniz yerde girebiliyorsunuz” dedim ve bunun negatif kısmından bahsettim ama pozitif yanları da var. Eğer okulunuz ya da hocanız başka bir ülkede olsa bile sizin onla ders yapmanıza imkân kılıyor. Bu hangi açıdan bakarsanız bakın, muhteşem bir fırsat. Hasta olsanız bile ders kaçırmamanız başka güzel bir fırsat. Yine az önce konfor alanımızdan çıkmadan derse girebilmemiz odağımızı bozabileceğinden bahsettim ama odamızda derslere girebilmek aynı zamanda başka güzel bir fırsat. Hele ki sadece bir iki saat uzaktan derse girecekseniz o zaman odağınız çok da bölünmez.
Son olarak en başta sorduğum soruya geri dönmek istiyorum: “Yüz yüze eğitimin yerini uzaktan eğitim mi almalı?” Ben her zaman bu tarz seçimlerde teknolojiyi seçen biri olarak bu sefer farklı bir seçim yapacağım. Uzaktan eğitimin hem öğrencilere hem de hocalara sunduğu bazı pozitif yönleri olsa da negatif yönleri de oldukça fazla. Bu yüzden uzaktan eğitim geleceğimiz değil, bir fırsatımızdır.
Kaynak: https://uzem.kocaeli.edu.tr


